Kurumsal Yönetim firmanın yönetilmesi ve kontrol edilmesinde kullanılan kurallar, uygulamalar ve süreçlerin bütünüdür. Dünyada 1980’li yılların sonlarında yaşanan finansal krizler ile birlikte 1991 yılında İngiltere’de Londra Menkul Kıymetler Borsası tarafından oluşturulan ve Adrian Cadbury başkanlığında yürütülen komite çalışmaları sonucunda “Kurumsal Yönetimin Mali Görünümü” ismiyle yayımlanan raporda kurumsal yönetim standartlarını belirleme ve finansal denetime güveni artırmaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. 1990’ların sonu ve 2000’li yılların başında yaşanan finansal krizler (Uzakdoğu- Rusya Finans Krizi ve dot.com krizleri) neticesinde 2002 yılında Sarbannes- Oxley kanunu çıkarılarak kamuya açık kuruluşların bağımsız denetimin kalitesinin artırılması ile yönetimde şeffaflığın artırılması amaçlanmıştır.

Türkiye’de ise 2004 yılında SPK’nın yayımladığı “Kurumsal Yönetim Tebliği” ile hayatımıza giren kurumsal yönetim ilkeleri, borsada işlem gören şirketlerin yönetim kurullarının faaliyetlerinin kamuya bildirimi ve menfaat sahiplerinin haklarının korunmasını amaçlamıştır. 2006 yılında BDDK’nın yayımladığı “Bankaların Kurumsal Yönetim İlkelerine İlişkin Yönetmelik” ile bankacılık sektöründe Kurumsal Yönetim ilkeleri tanımlanmıştır.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de şirketlerin çoğunluğunu aile şirketleri oluşturmaktadır. Türkiye’de aile şirketlerinin oranı %95 civarındadır ve dünya ortalamasına göre oldukça yüksektir (Avrupa Birliği raporlarına göre tüm dünyada aile şirketlerini tüm şirketlerin %50 oranına tekabül etmektedir). Bu yüksek oran aile şirketlerinin önemini ortaya koymaktadır. Aile şirketlerinin yaşam ömürleri ile ilgili istatistik verilerini incelediğimizde bariz bir şekilde sürdürülebilirliğin zayıflığını görmekteyiz. Ülkemizde aile şirketlerinin ortalama ömürleri 25 yıldır. Bunların ikinci nesle ulaşma oranı %30,üçüncü nesle ulaşma oranı %12,dördüncü nesle ulaşma oranı ise %3 civarındadır. Türkiye’de yeni kurulan şirketlerin ise %80’i ilk 5 yıl içinde faaliyetlerine son vermektedir. Şirketlerin ve ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi açısından aile şirketlerinin kurumsallaşması önem arz etmektedir.

Peki aile şirketlerinin kurumsallaşmasında hangi yollar izlenmelidir? Bu sorunun tek bir yanıtı olmamakla beraber kabul edilmiş normlara göre atılacak adımlara aşağıda yer verilmiştir.

1- Aile içi görev çatışmalarının engellenmesi: Aile şirketlerinde görev yapan bireylerin yetki alanlarının birbiri ile çatışmalarını önlemek için görev tanımlarının, şirket içindeki yetkilerin ve karar mekanizmalarının yazılı olarak tanımlanması gerekmektedir.

2- Nepotizmin engellenmesi: Sözlük anlamı olarak akraba/tanıdık kayırma anlamına gelen sözcük ile kişisel ilişkilere dayalı olarak kararların alınmasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, şirketin yazılı, anlaşılabilir insan kaynakları politikası, terfi politikası ve objektif performans ölçme kriterlerinin tanımlanması ve uygulanması gerekmektedir.

3- Aile Anayasası ve Aile Konseyi: Kurumsal dönüşüm sürecinin bir ayağı olarak halefiyet planı, hissedarlık sözleşmeleri, şirket paydaşlarının profesyonel çalışanlar ile ilişkilerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda aile anayasasının hazırlanması ve aile konseyinin oluşturulması, nepotizmi önlemek için gerekli kuralların yazılı hale getirilmesi gibi kurumsallaşma adımları bir başlangıç noktası olabilir. Aile şirketlerinde kuruluş, gelişme ve büyümede gösterilen başarının şirketin kurumsal varlığının sürekliliğinde de gösterilmesi diğer bir ifade ile kurumsal bir şirket olurken aile kalabilmeyi başarmanın yolu aile anayasası, halefiyet planı, hissedarlık sözleşmelerinin yanı sıra kurumsal dönüşüm sürecinin sistematik alt yapısını da oluşturmaktan geçiyor.

4- Finansal Raporlama, İç Kontrol ve İç Denetim: Aile şirketlerinin uluslararası finans piyasalarında daha ucuz finansman
kaynaklarına ulaşabilmeleri, halka açılabilmeleri veya yabancı sermayeyi kendilerine çekebilmeleri için finansal raporlama açısından şeffaflaşması ve uluslararası geçerliliği olan bir finansal raporlama dilinde, anlaşılır ve karşılaştırılabilir finansal tablolarınının hazırlanması gerekmektedir.

İç kontrol ise, yönetimi ve personeli tarafından hayata geçirilen, belirlenmiş hedeflere ulaşmasında ve misyonunu gerçekleştirmesinde makul bir güvence sağlamak üzere tasarlanmış ve kurumun genelini etkileyen bütünleşmiş bir süreçlere denir. Birimlerin hedeflerine ulaşması kullanılan iç kontrol süreçleri bir araç olup hem yazılı hem yazısız şekilde uygulanabilmektedir. Şirket içi kontrol süreçlerinin oluşturulması işlemlerin sürekliliğini ve güvenliğini artırılması açısından önem  arz etmektedir.

Uluslararası İç Denetçiler Enstitüsü tarafından yapılan tanımı ile iç denetim faaliyeti bir şirketin faaliyetlerini geliştirmek ve şirkete değer katmak amacıyla bağımsız ve tarafsız olarak güvence ve danışmanlık sağlamaktadır. İç kontrol ve risk yönetimi süreçlerinin etkinliğini denetleyerek süreçlerin sürekli düzeltilmesini amaçlayan iç denetim sistemi pay ve menfaat sahiplerinin haklarının ve çıkarlarının korunması açısından güvence sağlar. İç denetim biriminin kuruluşu kurum içindeki paydaşların haklarının korunması ve kurumsal yönetimin geliştirilmesi açısından önemi haizdir. İç denetim biriminin kurulması konusunda danışmanlıklar için bize ulaşabilirsiniz.

5- Markalaşma: Markalaşmanın fonksiyonları kaynak, kalite gösterme, ayırt edicilik, tanıtım ve reklam olarak ifade edilmektedir. Aile şirketinin markalaşması yolu ile sunulan ürün/hizmet öne çıkarak hem şirket hem hem paydaşlar hem de ülke açısından katma değer oluşturacaktır. Markalaşmanın şirkette talep yaratma, işletme ve ürün/hizmete karşı güvenin sağlanması, satışların artması, dolayısıyla rekabet gücünün artması, yeni ürünlerin pazarda daha çabuk yer alması, fiyat avantajı
gibi birçok yararları bulunmaktadır. Tüm dünyada devlet destekli markalaşma programı Turquality destekleri Türk firmaları için ciddi destekleri içermektedir. Turquality program danışmanlığı için bize ulaşabilirsiniz.

6- Sosyal Sorumluluk: Tüketicilerin birbirine benzeyen sayısız ürün ve hizmete internet aracılığı ile kolayca ulaşabildiği günümüz rekabet ortamında, şirketlerin toplumda kendilerine yönelik bir bağlılık yaratması için sadece kaliteli ürünler
üretmeleri değil, aynı zamanda tüketici ile onların değer yargılarına dokunan duygusal bir bağ kurmaları da gerekmektedir. Bu açıdan sosyal sorumluluk projeleri üretmeleri ya da sosyal sorumluluk projelerine destek olmaları, müşteri bağlılığını artıracak ve şirketin günümüz rekabet ortamında öne çıkmasınız sağlayacaktır.

Sonuç olarak, aile şirketlerinin uzun vadede alt nesillere devredilebilmesi ve hem paydaşlarına hem de ülke açısından kalıcı bir katkısınıın bulunması için kurumsallaşma zorunluluktur. Kurumsal yönetim, sadece yazılı kaynakların oluşturulmasından ziyade, kurum kültürünün, kimliğinin ve kurum hafızasının oluşturulması için sürekli bir yolculuk ve bir değişim süreci olarak ele alınmalıdır. Kurumsallaşma konusunda hizmetlerimiz için bize ulaşabilirsiniz.

Kaya Yalçın,SMMM, Finans Bilirkişisi

 

 

Bize Ulaşın